İyilik her zaman her yerde...
Zekat bağışı için lütfen tıklayın

Deneme Rapor

BU BAYRAM BAŞKA BAYRAM

Müslümanların farklı farklı coğrafyalarda yazdığı destanları çoğumuz bolca okumuşuzdur. Genelde Ortadoğu ve Kafkas topraklarında veya Bosna’da yaşanan gelişmeleri çoğumuz çok iyi biliriz. Fakat Uzakdoğu coğrafyasındaki gelişmeler nedense fazla dikkatimizi çekmez. Türkiye’den binlerce kilometrelerce uzakta bulunan ve Müslümanların ilgisinden yoksun Filipinler ülkesinin Moro bölgesine İHH heyeti olarak kurban çalışmaları yapmak üzere yola çıktık.

FİLİPİNLERİN KISA TARİHİ

Filipinler uydurulmuş bir isim ve küçük Amerika diyebileceğimiz kadar baskı altında kalan bir ülke. Tarihine baktığımız zaman Endonezya’nın 1600’lü yıllarda İslam’la tanıştığı zamanlarda Filipinlerde bulunan adalarda İslam hızla yayılır ve Müslüman sultanlıklar kurulur. İspanyolların sömürgecilik arayışı ile adayı işgal etmesiyle başkent Manila’nın bulunduğu adadan Müslümanlar kaçarak Mindanao adasına sığınırlar ve kaçamayan binlerce Müslüman öldürülür. Macellan’ın Mindanao adasına saldırmasına Sultan Lapu Lapu ve Müslümanlar karşı durur sonrasında Macellan’ı öldürür ama İspanyollar pes etmez.

Daha sonraki yıllarda İspanyol sömürgesi olan ada 2.Felipe’nin adına uygun olarak Filipinler ismi ile şereflendirilir. Amerika’nın 20 milyon dolar karşılığı İspanyollardan adayı satın almasıyla 1898’li yıllardan II. Dünya savaşının sonuna kadar Amerika, Filipinleri fiili olarak işgal etmiştir. 1945’te Filipinler bağımsızlık kazansa da Amerika’nın baskısı devam etmektedir.

İspanyolların baskı rejimi döneminde Katolik Hristiyanlığı, bölgede zorla yaygınlaştırılmıştır. Amerika’nın işgal döneminde sistem tamamen Amerika’nın kopyası bir şekilde tasarlanmıştır. Günümüzde Filipinlerde, İngilizce herkesçe bilinen ve kullanılan bir dildir. Müslümanlar, bu duruma karşı Arapça öğrenmişler ve bugün birçoğu Arapça bilmektedir.

Filipinler sömürge dönemlerinden önce %90 oranında Müslüman bir ülke iken misyonerlik çalışmaları ve baskılarla günümüzde bu oran %10’a düşmüştür. Müslümanların çoğunluğu oluşturduğu Mindanao adasında bile Hristiyanlaştırma ve Hristiyan köylülerin bölgeye yerleştirilmesiyle demografik yapı değiştirilmiştir.

Filipinler devleti, II. Dünya Savaşı’nda sonra kurulmuştur. Kuruluşundan kısa süre sonra Müslümanlara baskı başlamıştır. 1965-1986 yılları arasında Filipinler Devlet Başkanı olan Ferdinand Marcos, 21 Eylül 1972’de ülkede sıkıyönetim ilan etti, Vatikan’la anlaşma yapıp ve tüm Müslümanları, zorla Hıristiyanlaştırma yoluna gitmiştir. ILG isminde milis güçleri oluşturularak camiler, medreseler yıkılmaya, Müslümanlar toplu olarak katledilmeye başlanmıştır.

1968’de Selamet Haşim Kahire’de okurken, orada bulunan Morolu arkadaşlarıyla bir yapılanmaya girişir. Fikrî olarak İhvan-ı Müslimin’den etkilenen Haşim, bir çalışma planı ortaya koyarak Moro İslami Hareketi’nin temelini atar ve 1972’de Moro’da dönemin devlet başkanı Ferdinand Marcos bölgede kıyım yapmaya başlayınca, Selamet Haşim Mısır’daki doktora eğitimini yarıda bırakarak Moro’ya dönmüştür. Bu arada daha önce Selamet Haşim’in eğitim amacıyla Malezya’ya gönderdiği gençlerden biri olan Nur Misvari 1971’de Moro’ya dönmüştür. Selamet Haşim’le birlikte Moro Ulusal Kurtuluş Cephesi (MNLF)’ni kurarlar. Örgütün siyasi idare merkezi Libya’da kurulur. Nur Misvari Trablus’ta Filipinler hükümetiyle özerklik anlaşması imzalayınca Selamet Haşim bu anlaşmaya karşı çıkmış ve hareketten ayrılarak Moro İslami Kurtuluş Cephesi (MILF)’ni kurmuştur.

1974’te Nur Misvari otonomi konusunda Filipinler hükümetiyle anlaşmıştır. Anlaşma 1976’da imzalanmıştır. Misvari neredeyse hiçbir somut kazanım elde edemediği anlaşmada, hükümetin bütün şartlarını kabul etmiştir. Misvari’nin imzaladığı otonomi anlaşması sembolik olmanın ötesine geçmemiştir. Selamet Haşim bu anlaşmayı kabul etmemiş ve hareketten ayrılmıştır. Nur Misvari liderliğindeki Ulusal Kurtuluş dağılır. Çünkü halkın yüzde 90’ı Selamet Haşim’in yanında yer alarak İslami Kurtuluş Cephesi’ne geçmiştir. Daha sonraki süreçte MILF, Filipinler hükümetiyle 1996’da yeni bir özerklik anlaşması daha imzalamıştır, ancak istediği özerkliği elde edememiştir. MILF’in 1996’da Filipinler hükümetiyle anlaşma imzalamasından sonra MILF silahlı mücadeleye devam etme kararı almış ve Mindanao da bazı bölgelerin kontrolünü ele geçirmiştir.

İslami Kurtuluş Cephesi 2003 yılında Filipinler Devleti’yle masaya oturma kararı vermiştir ve Selamet Haşim hükümetle barış görüşmelerine başlamıştır. Fakat Selamet Haşim o yıl vefat etmiş. Yerine yardımcısı Hacı Murad İbrahim tayin edilerek barış görüşmelerine devam edilmiştir. 2003’ten günümüze kadar aralıklarla çatışmalar yaşansa da son üç yıldır silahlar susmuş ve barış görüşmeleri başlamıştır. Japonya, İngiltere, Malezya arabuluculuk görevini üstlenmişlerdir. İHH, BM denetim heyetinde bulunmakta ve süreci dünyaya aktarmaktadır.

GÜNÜMÜZ, GÖZLEMLER

Moro yolculuğuna çıkmadan önce Moro hakkında araştırmalar ve okumalar yapmıştık. Başkent Manila’nın isminin Müslümanların sultanlığı zamanında Emanullah olduğunu öğrenmiştik. Emanullah, yani Allah’ın emniyeti; emniyetli bir şehir. Başkent Manila’ya indiğimizde sömürgecilerin sadece adanın para eden kaynaklarını değil bir ülkenin maneviyatını sömürdüklerini anlamış olduk. Manila sokakları dünyada en çok evsizin yaşadığı yerlerden biri. Yine bu sokaklar, alenen fuhuş pazarlıkları yapılan, kadınların pazarlandığı bir günah çukuru olmuş. Tezatlıklar bu ülkenin bir gerçeği olmuş sanki… Bir tarafta yüzbinlerce dolarlık jipler ve gökdelenler, diğer tarafta karton kutuların üzerinde yatan evsiz aileler ve dilenciler... Gökdelenlerin, otellerin ve alışveriş merkezlerinin önünden ağır silahlı güvenlik görevlileri bulunuyor. Gördüğümüz bu manzaralar sebebiyle bir an önce Müslümanların bulunduğu Mindanao adasına gitmek istiyoruz. Mindanao adasının Cotabato şehrine vardığımızda her yerde askeri kontrol noktaları ile karşılaşıyoruz. Müslümanların ağır baskı altında yaşadığı topraklardayız. Adaletsizlik burada da karşımızda duruyor. Müslümanların çoğunlukta olduğu şehirlerde devletin hizmeti yok denecek kadar az, yollar çok kötü ve inşaatlar çok yavaş ilerliyor. Hristiyan şehirlerine geçtiğimizde ise geniş yollar ve gelişmiş bir altyapı ile karşılaşıyoruz.

Bulunduğumuz heyetlerle birlikte bayramın ilk günü belediye meydanında halkla birlikte bayram namazımızı kıldık ve MILF (Moro İslami Kurtuluş Cephesi)  lideri Hacı Murat İbrahim’in görüşmeler yaptığı Darapanan kampına gittik. MILF, düzenli bir ordu gibi hareket eden bir yapı haline gelmiş. Darapanan kampı haricinde toplam 21 kamp noktası daha var. Bu kamplarında güvenliği MILF tarafından sağlanıyor. Darapanan kampına vardığımızda Hacı Murat İbrahim’in diplomatik görüşmeler yaptığı salonda ağırlanıyoruz. Burada Hacı Murat İbrahim yaptığı konuşmada “Bangsamoro 300 yılı aşkın süren dünyanın en uzun süren cihadıdır. Dört büyük kabilemizin İspanyollara karşı başlattığı bu cihat Amerika’nın işgalinden sonrada devam etmiş ve bugüne kadar gelmiştir. Mindanao adası dışındaki adalar bu Katolikleşmeye karşı savaşmadığından bugün hepsi Hristiyanlaşmışlardır. Mindanao adası ise Müslümanlığını koruyabilmiştir. Bizim cihadımız halen sürmektedir. Kendi devletimizi ve sistemimizi kurana kadar da sürecektir. Türkiye dünyada bizle en fazla ilgilenen ve destek olan ülkedir.” şeklinde ifadelere yer vermiştir.

Bu ziyaretten sonra ayrı ayrı gruplara dağılarak partner kuruluşlar eşliğinde diğer kamp noktalarına doğru yola çıktık. Gittiğimiz tüm yollarda Filipin askeri noktalarıyla karşılaştık. Arama noktalarını geçtikten sonra MILF askerlerinin öncülüğü ile çeşitli kamp noktalarını ziyaret ettik. Elektriğin olmadığı, yolların tamamen çamurlu ve bozuk olduğu bu coğrafyada Müslümanların direnişine ve umutlarına hayran kalmamak elde değil. Kamp noktalarında evinden sürülen binlerce Müslümanın zor şartlar altında derme çatma baraklarda yaşadığını bizatihi gözlemlemiş olduk. Şehrin dışına birkaç saatlik mesafede bulunan birçok kampı ziyaret edip bayramlaştık ve kurban eti dağıttık. Şeker ve balonları alan çocukların yüzlerindeki mutluluğu anlatmaya inanın kelimeler yetmez.

Moro ziyaretimizin ikinci günüde ise dört saatlik bir yolculuk sonrasında Lake Sebu adlı turistik bir bölgeye gelmiş bulunuyoruz. Burada tebliğ yapan Müslümanlar bir bölgenin Müslüman olmasını sağlamışlar.

İlk kurban bayramlarını yaşayan bu Müslümanlarla karşılaşmak beni oldukça heyecanlandırdı. Yeni Müslüman olan bayanların tesettürü, çocukların terbiyeli ve asil halleri bizi çok etkiledi. Burada hediyeler ve kurban eti dağıtımı yaptık bayramlaştık ve yolumuza devam ettik.

Mindanao adasında yolculuk yaparken en çok gördüğümüz manzara bu adanın eşsiz güzelliği, bereketli toprakları ve kartpostallık manzaralarıydı. Müslüman bölgelere yatırım yapılmaması ve yıllardır süren zulüm, böyle güzel bir coğrafyanın fakirlik içinde kalmasına sebep oluyordu.

Moro ziyaretimizin üçüncü gününde Cotabato şehrinin içinden geçen büyük bir nehrin kıyısında kurulmuş olan kamp noktasına hareket etmek için kanolara bindik. Mücahitlerde bize öncülük etti. Yolculuk boyunca nehir üzerine kurulmuş birçok ev gördük. İnsanların nehirde banyo yapmak, çamaşır yıkamak gibi ihtiyaçlarını karşıladığı, adeta suyun üzerine kurulmuş bir şehirle karşılaşmak ilginç bir deneyimdi.

Yarım saatlik bir yolculuk sonunda kamp noktasına ulaştık ve yüzlerce insanın sevgi seli arasında bayramlaştık, fotoğraflar çektirdik ve çocuklarla eğlendik. Kurban eti dağıtımında bulunduk, hediyelerimizle sevinen çocuklarla âdeta bir şenlikte gibiydik. Bu inançlı Müslümanların o umutlu gönüllerine bir destek olmak inanılmaz bir duyguydu. 

Moro ziyaretimizin son gününde, Konya İHH’nın yaptırdığı ve inşaatı devam eden Akıncılar Yetimhanesi’ni ziyaret ettik. Gerçekten de bu topraklara geldikten sonra buralara yapılabilecek en büyük iyiliğin yetimhane hizmeti olduğunu anlamış olduk. Bu ülkede toplam on bin civarında yetim çocuk bulunuyor. Kendi ailesine bakmakta bile zorlanan bu insanlar, yetim kalan yavrulara nasıl yardım etsin diye düşünüyorum. İnşaatı devam eden bu kompleks bittiğinde buradaki yetimlerin kaderi değişecek. Buradaki şartların çok üstünde, çok kaliteli bir eğitim ve yaşam imkânı bulacaklarını bilmek bize ümit veriyor.

Ziyaretimizin devamında Sabah Namazı Devrimi hareketinin öncülük ettiği Yasin Börü İlkokulu inşaatını ziyaret edip halen aktif çalışmaya devam eden Uğur Süleyman Söylemez ve Hacı Şerefoğlu yetimhanesinin bulunduğu komplekse gidiyoruz.

Arefe gününün tamamında yetimlerimizle vakit geçirmiş ama doyamamıştık. Ziyaretimizin son gününü tamamen yetimlerimize ayırdık. Akşam ezanlarına kadar oyunlar oynadık, şakalaştık, eğlendik ve unutamayacağımız anlar yaşadık. O kadar güzel imkânlarla ve yüksek standartlarda bir eğitimle muhatap bulunuyorlardı ki onlar adına çok sevindik.

Yetimlerimiz, Ömer Abimizin çok kıymetli çabalarıyla yüksek bir ahlak ve maneviyatla yoğrulmuşlar ki hayran olmamak elde değil. Hiçbir çağrıya gerek duymadan namaz vakti girer girmez namazlarını kılmalarına; o kadar oyunu bırakıp Kuran-ı Kerim çalışması gerekenlerin, hiç ihmal etmeden, eline Kuranını alıp tebessümle dersine çalışmasına; gözlerindeki o ışıltıya ve birbirlerine gösterdikleri yüksek merhamete hayran kaldım. Hayatımda bu kadar güzel bakan çocuklar hiç görmemiştim. Davranışlarına ve edepli hallerine bakıp onlardan etkilenmemek mümkün değil.

Gün boyunca geçirdiğimiz bu güzel anlardan sonra birlikte yemek yedik ve sanki Kâbe’de namaz kılmış kadar bana mutluluk ve huzur veren bir akşam namazını, yetimlerimizle eda ettik. Ayrılık vakti geldiğinde hüzün ve gözyaşları arasında ayrılmak istemediğimiz gül bahçesinden gitmek hepimize çok zor geldi. Moro’ya gelen tüm Türkiyeli dostlarımızla otele varana kadar ağlaştık. Otelde bir gece geçirip yola çıktık. 14 saatlik bir uçuşla vatanımıza geri döndük.

Beden olarak vatanıma döndüm ama ruhen hâlâ Moro’dayım. En güzel gülüşler, en güzel anlar ve anlamlı bakışlar hâlâ gözlerimin önünde. Herhalde ruhen, bir süre daha Moro’da olup yetimlerle beraber oynayacak, şakalaşacak ve yine onlarla namaz kılacağım…